ANA SAYFA

 Silsile-i Şerif

 Kuran Mucizeleri

Her Dilde Kuran

 Hadis bahçesi

 İman

 Namaz

 Oruç

 Zekat

 Hac

 Hac Harita Kroki

 Kurban

 Dua

 Fıkıh

 İslam fıkhı

 Peygamber (sav)Güzel Ahlakı

 Peygamberler

 Nakşibendi

 Esab-ı Kiram

 Kadın Sahabeler

 Aile

 Esat Erbili (ks)

 Mahmut Sami (ks)

 Kıssalar

 Öğütler

 Tesbihat

 İmanın Kabulünün Şartları

 Hurafeler

 Kutsal Emanetler

 HZ. Mevlana dan Özlü Sözler

 Çok Fazileti Tesbihat İstiğfar ve Salavat !

Tasavvufta AŞK

 Peygamber(s.a.v)den Elli Beş öğüt On Nasihat

 

 

Şeytana Açık Mektup

Bir Dua

Peygamber (sav)Güzel Ahlakı

Peygamber(s.a.v)den Elli Beş öğüt On Nasihat  

Tasavvufta AŞK

 

Bir Hadis

 Tövbe
Ebû Abdurrahman Abdullah İbni Ömer İbni’l-Hattâb radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir kul can çekişmeye başlamadığı sürece, Allah Teâlâ onun tövbesini kabul eder.”  Tirmizî, Daavât 98. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 30 Açıklamalar Tövbenin belli bir zamanı olmadığını, insanın her zaman tövbe edebileceğini belirten hadîs-i şerîflerden biri de budur. Bir önceki hadiste konuya bütün insanlık açısından bakılarak tövbenin kıyamet kopana kadar kabul edileceği belirtilmişti. Burada ise konu şahıs plânında ele alınmış, her ferdin kıyametinin, ölümü olduğu gösterilmek istenmiştir. İnsanoğlunun en büyük zaaflarından biri, uzun yaşama arzusudur. Yaşı ne olursa olsun, önünde daha nice yıllar bulunduğunu düşünür. En azından uzun bir süre daha yaşamayı hayâl eder. Bu sebeple de günahlarından tövbe etmek için önünde daha zaman bulunduğunu zanneder. Kırk yaşından, elli yaşından sonra ibadete başlayacağını söyleyenleri aldatan ve yanıltan fikir de aynıdır. Bir saat sonra âni bir ölümle hayata veda edecek insan da aynı yanılgının kurbanıdır. Tövbe konusunda insanı ihmâlci yapan hususlardan biri de, tövbesini yeni bir günahla bozacağı yanılgısıdır. Bazıları tövbe ettikten sonra bir daha günah işlemenin çok daha mahzurlu olduğunu zannederler; bu sebeple de tövbe etmeyi ileri bir tarihe bırakırlar. Bu düşünce İslâmiyet’i bilmemekten kaynaklanıyor. Bir hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz’in günde yetmişden fazla tövbe ettiğini, diğerinde günde yüz defa tövbe ettiğini gördük. Kâinâtın Efendisi günahlardan korunmuş bir kimse olduğu halde, günde bu kadar tövbe etmenin gereğine inanıyor. 17. hadisin açıklamasında geçtiği üzere, Allah Teâlâ insanın her tövbe edişinde “Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden ve günahından dolayı kendisini hesaba çekecek olan bir Rabbi vardır” diye memnun olur. O halde tövbenin bozulması diye bir şey yoktur. Her tövbe bir önceki günahın bağışlanması için yapılır. Günah işlendikçe de tövbe tekrarlanır. Yeni bir günah işlememek, elbette arzu edilen şeydir. Fakat insanın hatalardan kurtulması, melekler gibi günahsız olması mümkün değildir. Şu halde tövbe etmeyi geciktirmemeli, daha sonra yaparım diye düşünmemelidir. Çünkü ölümün bizi ne zaman yakalayacağı belli değildir. Ecelin kollarına düştükten, gerçekleri bütün açıklığı ile gördükten sonra tövbe etmenin faydası yoktur. Bu gerçek Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle dile getirilmektedir: “Kötülük işlemeye devam eden, ölüm gelip çatınca da “Artık tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerin tövbesi geçersizdir” [Nisâ sûresi (4), 18]. Demekki yakayı ecele kaptırdıktan sonra tövbe etmenin faydası yoktur. Eli ayağı tutarken zekâtını vermeyen, fakat öleceği kesinleşince: “Rabbim! Ne olur, ölümümü biraz geciktirsen de, sadaka verip iyilik edenlerden olsam” [Münâfikûn sûresi (63), 10] diyen kimsenin de aynı şekilde sözüne değer verilmeyeceği âyet-i kerîmede belirtilmektedir. Zira değişmeyen bir gerçek vardır: Can boğaza gelip de âhiret yolu görününce pişmanlık duymanın ve tövbe kapısı kapandıktan sonra tövbe etmeye kalkmanın hiçbir değeri yoktur. Çünkü: “Eceli gelen bir kimseye Allah zaman verip geciktirmez” [Münâfikûn sûresi (63), 11]. Hadisten Öğrendiklerimiz 1. Allah Teâlâ, can boğaza gelmeden önce yapılan tövbeleri kabul eder. 2. İnsan ileride nasıl olsa tövbe ederim diye düşünmemeli, aklı ve şuuru yerinde iken tövbe etmeye bakmalıdır. 3. Tövbe etme hususunda tenbel olmamalıdır.

 
HABER VAKTİ
 
 

Dua adabı

 1- Evvelâ abdestli bulunmak.
2- Bir namazdan sonra yapılmak.
3- Tevbe ve istiğfârını ve kemâl-i ihlâsını arzeylemek.
4- Kıbleye yönelmek.
5- Duâdan evvel Allah’a çokça hamd ü senâ etmek.
6- Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerine çokça salât ve selâm eylemek.
7- Duânın nihâyetini “âmin” ile bitirmek.
8- Duâda yalnız kendisini düşünmeyip bütün sâlihleri ve bütün mü’minleri         duâya müşterek kılmak.
9- Bir hâcetini isterken ellerini semâya kaldırıp avuçlarını açarak duâ         etmek.
10- Kıtlık; umumî sıkıntı ve felâketlerin def’i için ise ellerinin dışını         semâya çevirerek duâ etmek ve Allah’a sığınmak.
11- Celb-i menfaat için yapılan duâların nihâyetinde ellerinin avuçlarını         yüzüne  mesh eylemek, def’-i mazarrat için yapılan duâlarda mesh edilmez.12-         Duânın asıl anahtarı ise helâl lokma yemektir.

 
 
 
 

 

Veda hutbesi

 

 

Bismillahirrahmanirrahim

EY  İNSANLAR!

Sözümü iyi  dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra           sizinle burada ebedi olarak bir daha  birleşemeyeceğiz.

                   İNSANLAR!                      

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün  ise, bu aylarınız nasıl mukaddes         bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise,canlarınız,         mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden  korunmuştur.


ASHABIM!

Yarın  Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden         muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin         boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin!         Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak         muhafaza etmiş olur.


ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır,         ayağımın altındadır.  Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz,         ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten          kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım         fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım         ilk kan davası  Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


İNSANLAR! 

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak         gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında,         küçük gördüğünüz işlerde ona  uyarsanız bu da onu memnun edecektir.         Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!            

İNSANLAR!


Kadınların  haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan  korkmanızı         tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını         ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne         hakkınız,onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki        

hakkınız,onların, aile yuvasını,         hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız         herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa,onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz.         Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları,memleket göreneğine göre, her türlü         yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız.         O emanet Allah  Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!             

Sözümü iyi  dinleyiniz ve         iyi belleyiniz! Müslüman  müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar         kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına         helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala  her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise         vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir.         Zina eden için  mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden         soysuz, yahut efendisinden başkasına  intisaba kalkan nankör, Allah'ın         gazabına,meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı         Hak, bu gibi  insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini         kabul eder.

İNSANLAR!                      

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem         ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı         göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir         üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!             

Yarın beni sizden soracaklar, ne         diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet         ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun  üzerine Resûl-i Ekrem         mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine         çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

 

 

Açlıkta on hassayı ahsen

  1-         Toklukta belâdet-i humuk (ahmaklık ve akılsızlık) vardır. Açlıkta safa-i         kalb hasıl olur, hafıza kuvvetlenir.
2- Toklukta kalb katı olur, ibadetlerden bir lezzet alınamaz. Açlıkta rikkat-i         kalb hasıl olur; ibadet, dua ve münacaattan lezzet alınır.
3- Toklukta ferah, iftihar ve tuğyan vardır. Açlıkta kalbde zül ve inkisar         hali meydana gelir.
4- Toklukta unutkanlık vardır. Açlıkta fakir ve açların hali hatırdadır.
5- Toklukta nefs-i emmâre kuvvet bulur, günâh işlemeye meyli artar. Açlıkta         şehevât kırılır.
6- Toklukta uyku ve gaflet vardır. Açlıkta uyanık ve seheri olunur.
7- Toklukta tembellik ve gevşeklik vardır. Açlıkta devamlı ibâdet ve taat         müyesser olur.
8- Tokluk, ekseri hastalıkların başlangıç sebebidir. Açlık bedene sıhhat         verir.
9- Toklukta sıkıntı ve ağırlık vardır. Açlıkta hiffet-i beden yani ferahlık         ve hafiflik vardır.
10- Tokluk tasadduk ve îsârı men eder, açlık ise arttırır. Kişi kıyamet         gününde sadakasının gölgesinden istifade eder. Biiznillâhi Teâlâ, açlığın         daha bir çok fazileti vardır.

''Dokuz zümre vardır Bunlar aldanmıştır''

1-             Hâlıkın Allah olduğunu bilip de O’na kulluk etmeyen .
2- Razıkının Allah olduğunu bilip de huzur ve itminan içinde bulunmayan.
3- Dünyanın zâil olduğunu bildiği halde ona itimad eden, yani her türlü             işinde onu esas kabul eden.
4- Vârislerinin, kendinin düşmanı olduklarını bildiği halde onlar için             mal biriktiren.
5- Ölümün bir gün muhakkak geleceğini bildiği halde ona hazırlanmayan.
6- Kabrin ahiret menzili olduğunu bilip de orası için amel-i sâlih işlemeyen.
7- Kendisini hesaba çekecek olanın Allah olduğu ve O’nu aldatmanın imkanı             bulunmadığını bildiği halde sahih bir hüccete dayanmayan.
8- Cennete ulaşmak için sırattan geçileceğini bildiği halde cehenneme             düşmekten korkmayan.
9- Ateşin facirlere me’va (yuva) olduğunu bildiği halde ondan ürpermeyen             kimse aldanmıştır. Yakîne eren tûl-i emeli terk eder. Tûl-i emeli terk             eden zühde, zühd hikmete, hikmette her işin sonunu düşünmeye götürür             ki ahiret imanı bu iman ve tefekkürün kemal hâlidir.''

Sevgi hakkında, Abdülkadir Geylanî (ks) buyurur: 

 

- Zahidler cennette yerler. Arifler, kendileri dünyada bulunduklan halde yerler.

Allah'ı sevenler ise dünyada da yemezler, ahiretde de. Onların yiyecekleri de, içecekleri de, Rabbları ile olan ünsiyetleri, ona yakınlıkları, ve onun cemaline nazarlandır, bakışlarıdır. Onlar, önce ahiret karşılığında, dünyayı satmışlardır. Allah'a olan sevgide sadakat gösterenler dünyayı da ahireti de satmışlardır. Onlar yalnız Allah'ı isterler. Ondan gayrı hiç birşeyi istemezler. Alışveriş işi tamamlandığı zaman, Allah'ın keremi galib gelir. Bunun üzerine, sırf bir mevhibe olarak dünyayı da ahireti de, onlara tekrar verir ve almalarını ister. Onlar da dünyayı da, Ahireti de, dolgun olmalarıyla beraber, hatta her ikisinden de müstağni bulundukları halde, sırf Allah'ın emrinden dolayı bu ikisini de alırlar. Bunu sırf kadere uymak ve ona karşı hüsn ü edeble hareket etmek için yaparlar. Allah'ın emri üzerine dünyayı da, ahireti de kabul edip, bu esnada şöyle derler:

- Biz bunları kabul ediyoruz. Hiç şüphe yok ki, sen, bunları alırken neyi murad etdiğimizi biliyorsun. Ey rabbımız sen biliyorsun ki, biz senden razıyız, yalnız seninle tatmin oluruz. Senden gayrısı ile hiç bir rabıtamız yoktur.

Biz açlığa, susuzluğa çıplak kalmağa hor ve hakir görülmeğe razıyız... Senin kapında atılmış olmağa da razıyız.

Onlar, bütün bunlara razı oldukları ve nefsleri ile beraber, Allah'ın huzurunda sükünete erdikleri zaman, Allahü Teala onlara, rahmet nazarı ile bakar. Kendilerini zilletden sonra aziz kılar. Fakirlikten sonra zengin yapar. Onlara dünya ve ahiret kendi zatının yakınlığını bahşeder.

Bunlar azın da azıdır. Kemalatın zirvesine ulaşmış, Mürşid-i kamiller'dir.
 

Abdülkadir Geylani kuddise sirruh hazretleri buyurur:

- Allah'ı sevmek de cidden sadık ve samimî olan bir mürid, önceleri insanları gördüğünde, onlardan her hangi bir söz işittiğinde veya bir dünyalığa nail olduğunda, daralır, sıkılır. Öyle ki, mahlûkattan hiç bir şey görmek istemez. Kalbi şaşalar, aklı gaib olur. Gözü kayar, o derecede ki, kalbinin basma rahmet eli gelib de, kendisine sükunet getirinceye kadar, bu hal üzre devam eder. İzzet ve celal sahibi rabbine yakınlık kokusunu koklayıncaya kadar esriklikden kurtulamaz. Allah'a yakınlık esansını kokladığı an ise derhal ifakat bulur, ayılır, manevi sarhoşluk ve vecd halinden kurtulur. Tevhide de, ihlasda, rabbini tanımada, O'nu bilmede, ve O'na olan muhabbette iyice istikrar kesbettigi zaman ise kendisine sebat gelir. Halka karşı geniş olma, ve onlara tahammül etme duygusu hasıl olur. Allah ü Teala'dan kendisine bir kuvvet gelir. Böylece hiç bir külfet duymadan, halkın ağırlıklarına katlanır, onlara yaklaşır, kendilerini arar, bütün meşgalesi halkın hizmetlerini görmek olur. Bu esnada Allah zül celal vel kemal hazretleri ile beraber olmaktan da bir an dahî geri durmaz. (Fethü'r-Rabbanî, 20. meclis)
 

Abdülkadir Geylanî kuddise sirruh hazretleri buyurur:

Kul Allah'ı tanıdığı zaman insanlar onun kalbinde yer etmez, çıkar. Ve tıpkı kuruyan yaprakların, ağaçtan dökülmesi gibi dökülürler. Böylece onun kalbi, insanlardan tamamen arınmış, temizlenmiş olarak kalır. Bu mertebeye ulaşan kişi, kalbi ve özü yönünden insanlara karşı kördür, sağırdır, onları görmez, sözlerini işitmez...

Bir alime sorulur:

- Aşık kimdir ve hali nedir? Cevap verir:

- İnsanlarla az haşır- neşir olur. Rabbi ile daha çok baş başa kalır. Görünüşü sessizdir. Fakat devamlı tefekkür halindedir. Baktığı zaman görmez, çağrıldığı zaman işitmez. Konuşulduğu zaman anlamaz. Başına bir felaket gelse üzülmez. Aç kalsa açlık hissetmez. Görünüşü pejmürdedir. Allah'tan başkasından korkmaz. Tenhalarda Allah'a münacat eder. Dünyalık yüzünden, dünyacılarla çekişmez.

 

MİSAFİR İLAHİSİ

 


Safa geldin dost bağının sümbülü
Sohbet meclisinin solmayan gülü
Sohbet meclisinin solmayan gülü
Hoş geldin efendim hane sizindir.

Misafir gelince hane nur olur
Selamı alınır hali sorulur
Sohbet edilirken sofra kurulur
Himmet et efendim gönül sizindir.

Misafiri seven Allah’ın dostu
Kutbu kumaştan serilir postu
Hizmet eyle ona ogönül dostu
Hoş geldin efendim hane sizindir.

Ariflerin kalbi nazik ve ince
İhvanlar sevinir onu görünce
Kapıdan girişte selam verince
Himmet et efendim gönül sizindir.

Misafire yer ver köşe başından
Üzerini giydir hak kumaşından
İkram et ona İbrahim’in aşından
Hoş geldin efendim hane sizindir.

Mürşitlerin gönlü Allah’ın tahtı
Misafir sevenin açılır bahtı
Yollarını bekle sen seher vakti
Himmet et efendim gönül sizindir.

Hızır ile İlyas rical-i gaip
Mürşit-i kamiller resule naip
Ehli sohbet olanlar hakka talip
Hoş geldin efendim hane sizindir.

Geldiniz de gönüller hep şad oldu
Eski dostlarımız bir bir yad oldu
Sohbete katılanlar abad oldu
Himmet et efendim gönül sizindir.

Evliyanın sohbeti feyz-i yab eder
Gönülde ne gam kalır ne kader
Mümin çilelere sabreder
Hoş geldin efendim hane sizindir.

Ayrılık vakti gelmesin bizlere
Allah uzun ömür versin sizlere
Ahirette şefat eyle bizlere
Himmet et efendim gönül sizindir.

 
 

 
 
 

Namaz vakti

 

 

Esmaü'l-Hüsna

 

 

      Bir Ayet

“ “Ey iman edenler! Allah’a samimiyetle tövbe edin!” Tahrîm sûresi (66), 8 Samimi tövbe, yapılan günahın çirkinliğini insanın bilmesi, bunu vicdanının kabul etmesi ve onu işlediğine pişmanlık duymasıdır. Allah Teâlâ “Samimiyetle tövbe edin” derken, kulunun yaptığı suçtan dolayı üzülüp vicdan azabı çekmesini istemekte ve onun kendi kendine “Ben artık bu suçu bir daha yapmayacağım” diye söz vermesini beklemektedir. İnsanı kurtaracak olan samimi tövbe (tevbe-i nasûh) işte budur. İşlediği günahdan pişmanlık duyan kimse, tövbe ettiğini diliyle söylerken gönlü gerçekten pişmanlık duymalı, bedeni günahtan uzak durmalı ve o konudaki kusur ve noksanlarını gidermeye çalışmalıdır.  

Büyüklerin oğullarına  Tasiyetleri

İMAM-I GAZALİ'DEN Allah'tan kork Ey oğul! Allah'tan nasıl korkulması gerekiyorsa öyle kork. Ona kulluk görevini gereği gibi yap. Haram kıldığı şeylerden mümkün olduğu nisbette kaçın. Allah'ın saadete uzanan yolundan ayrılma. Hayatını düzene sokan emirlerini sakın ihmal etme ki, yaşayışın sıhhat bulsun, gözlerin aydın olsun. Çünkü gizli ve kapalı hiçbir şey Allah'tan gizli ve kapalı değildir. Babana itaat et Ey oğul! Senin hayatını renk katmak için güzel belgeler koydum. Onları korur ve dediklerime kulak verir, günlük yaşayışını ona uydurursan hükümdarların gözleri ve gönülleri sana karşı ilgiyle dolup taşacaktır. O halde şu anda da, bundan sonra da babana itaat et. Boş sözden uzak dur Ey oğul! Aklının hemen kabul etmeyeceği şeyi söyleme. Lüzumsuz lâftan, çok gülmekten, şaka ve alaya almaktan, din kardeşinle tartışmaktan sakın. Böyle yapmak saygıdeğerliği götürür, kin ve düşmanlık kapılan açar. Ağırbaşlı ol Ey oğul! Ağırbaşlı, terbiyeli, saygılı ve nezaketli olmaya çok dikkat et ve itina göster. Ancak böyle yaparken gurura kapılma. Sonra senden bu sıfatla söz edilir. Halka tepeden bakma. Sonra senden bu sıfatla bahsedilir. Herkese hoşnut davran Ey oğul! Dostuna da düşmanına da hoşnutluk göster. Başkasına eza ve cefa etmekten kendini alıkoy ve bunu onlardan korkup ürktüğün için de yapma. Sadece iyi bir huy olduğunu düşünerek öyle davran.

Hikmetli Sözler

O veli kullar ki dünya zevkini ehline, ahiret zevkini yine ehline bırakıp Allah ile beraber olmuşlardır. Onlar cennet ve cehennemi unutup ancak Allah için ibadet ederler. O’nunla bulundukları an iki cihanda cennet, O’ndan ayrı oldukları an iki cihan da cehennem olur. Ancak O’nu bilirler. Başkalarına gaib olan onlar tarafından bilinmiştir. Vücudları bir yerde iken gönülleri arşta, kürside sohbette bulunurlar. Onlar vücudlarıyla miraç etmezler. Fakat ruhlarıyla miraç ederler. Cenab-ı Hakk’ı gözleriyle görmezler, fakat esrarıyla müşahede ederler. Onlar dinar ve dirhemsiz ağniya, taleb-i ilimsiz ümeradırlar. Onların akvâli, nebevi; ef’ali, melekî; ahlâkı ilâhîdir. Onlar iki cihan nurunun maiyyetinde gönüllü kurbanlardır. Hakiki zakir ve veliyyi kamil, şeriat, tarikat, hakikat ve marifet mertebelerine müstenit İslâm dininin cihan şumul vahdet akidesini bihakkin taşıyan onu bizzat yaşayan ve tatbik eden zattır. Onun için ariflerin sohbeti aynî ibadet ve tevhiddir.

Bediüzzaman Said Nursî'den (r.a) İ'lem eyyühe'1-azîz! Şu esasata dikkat etmek lazımdır: 1. Allah'a abd olana her şey musahhardır. Olmayana her şey düşmandır. 2. Her şey kader ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki, rahat edesin. 3. Mülk Allah'ındır. Sende emaneten duruyor. O emaneti ibka edip senin için muhafaza edecek. Sende kalırsa meccânen zail olur, gider. 4. Devam olmayan bir şeyde lezzet yoktur. Sen zailsin. Dünya da zaildir. Halkın dünyası da zaildir. Kâinatın şu şekli hâzırı da zaildir. Bunlar, saniye, dakika ve saat ve gün gibi birbirini takiben zevale gidiyorlar. 5. Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde fani dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.

İmamı Rabbaniden(ks) Hayat Dersleri

Dünya bir seraptır

Ey oğul! Bu dünya imtihan yeridir. Onun yüzü yaldızla ve çeşitli yüzlerle süslenmiştir. Sureti nakışlıdır. Çirkin bir kadın gibi kaşı çekilmiş, yanakları boyanmış. İlk bakışta tatlı gelir, göze tazelik ve canlılık hayali verir; lâkin gerçekte o üzerine koku sürülmüş cifeye benzer. Sineklerin ve kurtların içine dolduğu bir çöplük gibidir. Su gibi görünür, o bir seraptır, Şeker suretinde zehirdir. İçi harap ve çok kötüdür. Bu süsü ve hayasızlığı ile söylenenlerin ve anlatılanların hepsinden şerlidir. Onun aşıkı sefih ve büyülüdür. Fitneye düşmüş, çıldırmış ve aldatılmıştır. Kim onun görünüşüne aldanırsa ebedi kayıp zehiri ile zehirlenmiştir. Kim onun tazeliğine ve tadına bakarsa sonsuzluğa kadar pişmanlık duyar. Resul-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Dünya ve âhiret iki kuma gibidir; birini razı etsen, diğeri darılır.

Dünya nedir?

Ey oğul! Dünya nedir, bilir misin? Kadın, çocuk, mal, makam, reislik, oyun, oyuncak, lüzumsuz işlerle uğraşmak... Bütün bu sayılanlardan hangisi seni alıp Allah'tan başka şeylerle oyalayıp perdelerse, o dünyaya dahildir.

Gençlik tövbesi

Ey oğul! Cenab-ı Hak sonsuz inayetinden sana nasip verdi. Bilhassa gençlik çağında sana tevbe nasip etti. Şimdi bilmiyorum, o tevbede sebatlı mısın? Yoksa çeşitli muzahrefat ile şeytan seni azdırdı mı? Tevbe üzerinde durup devam ettirmek zor görülebilir, zira çağ gençlik çağıdır. Dünya malına gelince, elde etme sebepleri çok ve kolaydır, bu manada arkadaşlarının çoğu da uygunsuzdur.

Sana tefekkür lazım

Ey oğul! Önemle üzerinde duracağın iş, mübah şeylerin zaruri olan miktarı ile yetinmektir. Bu zaruri miktar da ibadetlerde kuvvet bulmak niyetiyle alınmalıdır. Yenen yemekten maksat, ibadetin yerine getirilmesi için kuvvet kazanılması olmalıdır. Elbise giymekten maksat, avret yerini örtmek, sıcaktan ve soğuktan korumaktır. Bu ölçüyü diğer zaruri mubah işlerde de devam ettirmelidir. Sana tefekkür lâzım. Kalbe dayalı işleri yapmak gerek. Aksi halde yarın ziyandan ve pişmanlıktan başka bir şey elde edilmez.

Gençlik büyük fırsattır

Ey oğul! İbadete yönelme vakti gençliktir. Akıllı olan bu vakti kaçırmaz, fırsatı ganimet bilir. Zira iş önemlidir. İnsan yaşlılık zamanına kalmayabilir. Kaldığını farz edelim, derlenip toparlanmak nasip olmaz. Böyle bir derlenip toparlanmanın mümkün olduğunu farz edelim, bir amel işlemeye güç yetiremez. Zira o zaman, zaafın ve aczin bastırdığı zamandır. Halbuki şu anda derlenip toparlanma durumu vardır, elde eldilmesi kolaydır. Hele anne-babanın hayatta olmaları Yüce Hakkın nimetlerinden biridir. Senin geçimini onlar üzerine almıştır. İşte bu mevsim fırsat mevsimidir. Güç ve kuvvetinin yettiği mevsimdir. Bugünün işini yarına bırakmak için şu andaki durum nasıl bir özür olabilir? Ertelemeye ne gerek var? Resulullah (a.s.m.) bu manada şöyle buyurmuştur: "İşi erteleyen helak olur." Evet, bugün ahirete ait işlerle bir meşguliyet varsa, bu düşük dünyanın işini yarına bırakmak cidden güzel olur, tam bunun aksi ise pek çirkin bir şey olur. Şu zaman gençlik zamanıdır. Nefsin, şeytanın ve din düşmanlarının istilası zamanıdır. Bu zamanda yapılan az amele biçilen itibar, bu vakitlerden başka zamanlarda yapılan amellere biçilmez.

Allah'ın emir ve yasaklarına uymalı

Ey oğul! Varlıkların özü olan insanın yaratılmasındaki gaye, oyun ve oyuncakla eğlenmek, yemek ve içmek değildir. Onun yaratılmasındaki gaye, kulluk vazifelerini yerine getirmek, devamlı bir şekilde Allah'a iltica ve niyazda bulunmaktır. Dinin anlattığı ibadetlere gelince, bunların edasından gaye, kulların faydası ve onların yararıdır. Bunlardan hiçbiri Cenab-ı Hakkın yararına değildir, çünkü onun böyle bir şeye ihtiyacı yoktur. Durum böyle olunca, onların edası memnuniyete sebep olmalıdır. Bu emirlerin yerine getirilmesi ve yasaklardan kaçınmak için koşmalı, çabalamalıdır. Cenab-ı Hak sonsuz zenginliği ile kullarına emir ve yasaklar yolundan ikramlar eylemiştir. Bu durumda bize düşen, tam manasıyla bu nimetlere şükretmektir. Memnuniyetin en üstün derecesi ile emir ve yasaklardan ne varsa hepsinin yerine getirilmesi için çaba harcamaktır.

Doğru haberci ile yalancının farkı

Ey oğul! Yalan söylediği defalarca denenemiş olan bir kimse, "Bu gece düşman hücum edecek" diye bir haber verecek olsa, bu haber üzerine o beldenin ileri gelenleri derhal savunma tedbirleri alır. Bu haberi veren kimsenin yalancı olduğunu bildikleri halde o belanın giderilmesi için çareler ararlar. Çünkü tehlike ihtimaline karşı dikkatli olmak lazımdır. Halbuki, doğru haber veren Resulullah (a.s.m.) bütünüyle âhireti haber vermiştir. Durum böyle iken bu haberden kimse müteessir olmamaktadır. Eğer müteessir olsalardı, ondan korunma çareleri ararlardı. Kaldı ki, Resulullah Efendimiz ondan korunma çarelerini de göstermiştir. O nasıl bir imandır ki, doğru haberciye yalan haberci kadar itibar etmiyor.

Mal ve mülk Allah'ındır

Ey oğul! Nefis kendi özünde cimridir. İlâhi emirleri yerine getirmekten kaçar. Bunun için devamlı yumuşak konuşmalıdır. Yoksa mal ve mülk bütünüyle Allah'ındır. Kula asıl layık olan zekâtı tam bir memnuniyetle vermektir. Yoksa nefsin arzularına uyarak ibadetin edasında tembellik edip ağırdan almak yakışmaz.

Fetvayı âhiret âlimlerinden almalı

Ey oğul! Dini hükümleri, fetvaları âhiret ulemasından sorup öğrenmek gerektir. Zira onların sözlerinde tesir vardır. Belki onlara sorulduğu için nefeslerinin bereketi ile amelde başarı hasıl olur. İlmi kendilerine makam vesilesi yapan dünya alimlerinden kaçınmak gerekir. Dünya adamlarıyla bizim ne işimiz var? Onlarla aramızda ne gibi bir münasebet olur ki, onların hayrı ve şerri üzerinde söz edelim.

Tavşan uykusu ne zamana kadar sürecek?

Ey oğul! Hayatının en güzel zamanlan heva ve heveste geçti. Allah düşmanlarının rızasını kazanma yolunda geçip gitti. Şimdi ömrünün sonu kaldı. Bugün de bunu Hakkın rızası istikametinde harcamazsak, o en güzel ömrün yerini doldurma işinde bir tedarik görmezsek, isterse pek az olsun, çekeceğimiz zahmeti ebedi rahata vesile bilmezsek, az sevap işlemek suretiyle çok günahlarımıza kefaret ettirmezsek, yarın hangi yüzle Allah'ın katına varacağız? Hangi çareye başvuracağız? Bu tavşan uykusu ne zamana kadar sürecek? Bu gaflet pamuğu ne zamana kadar kulakta kalacak? Yakında basiret gözünden gaflet kalkacak, hiç şüphe edilmesin kulaktan bu gaflet pamuğu da gidecek, lâkin o zaman ne faydası olur? O zaman hasret ve pişmanlıktan başka bir şey olmayacak. Ölüm gelmeden önce amel işlemeye bak. Kabrinde yaslanacağın bir şey hazırlamalısın. Öncelikle itikadını düzeltmelisin. Sonra dini yönden zaruri bilgileri öğrenmelisin. Fıkıh kitaplarının açıkladığı şeyleri bilmeli ve amel etmelisin.

Zikir gafletin kovulmasıdır

Ey oğul! Fırsat ganimettir. Sağlık ve boş zaman ise iki ganimettir. Vakitlerini devamlı olarak Allah'ın zikrine harcamak gerekir. Hangi amel olursa olsun, dinin emri istikametinde ise o zikre dahildir, isterse alış veriş olsun. Bütün hal ve hareketlerde dinin hükümlerine riayet etmek gerektir. Ta ki onların hepsi zikir ola... Zikir gafletin kovulmasından ibarettir. Bütün işlerde emir ve yasaklara riayet edilirse, emirleri veren yasakları bildiren Zata karşı gaflet esaretinden kurtuluş nasip olur. O Yüce Hakkın da devamlı zikri hasıl olur.

Hayat şeriat üzere olmalıdır

Ey oğul! Düşük dünya süslerine aldanmaktan sakın. Bu fani saltanata kanmamaya dikkat et. Bütün hal ve hareketlerinde şeriata göre amel et. Hayat, temiz şeriat üzere olmalıdır. Ehl-i Sünnet ve'1-cemaat âlimlerinin görüşlerine göre öncelikle itikadı düzeltmek gerekir. Bundan sonra himmet dizginlerini amele faydalı fıkıh hükümlerini yerine getirmeye sarfetmelidir. Farzların edasınde önemle durulmalıdır. Helal ve haram işlerinde dikkatli hareket etmelidir. Farzların yanında nafile ibadetlerin durumu yolda bırakılmış ve itibardan düşmüş gibidir. Halbuki bu zamanda insanların pek çoğu nafile ibadetlere önem verip farzları harap bırakmaktadır. Nafile ibadetlere önem verip farzları da düşük ve itibarsız saymaktadırlar.

İlim, amel, ihlas lâzım

Ey oğul! Bilmiş ol ki, ebedî kurtuluşun kolaylaşması için insana şu üç şey mutlaka lâzımdır: İlim, amel, ihlâs. İlim iki kısımdır: Birinci kısım, amel olup bunun izahını fıkıh üzerine almıştır. İkinci kısım, bundan maksat mücerred itikat ve kalbi yakindir. Bunun tafsilatı kelâm ilmi üzerine yazılan kitaplarda vardır. Haliyle Ehl-i Sünnet ve'1-cemaatin görüşüne göre... Şöyle ki: Bunlar fırka-i naciye olup, bunlara tabi olmadan hiç kimse için kurtuluş ümidi yoktur. Bunlara kıl kadar muhalefet olsa, iş tehlikeye girer, hem de ne tehlike!

Kul hakkını dünyada iken öde

Ey oğul! Tam manasıyla kul hakkının ödenmesi cihetine gidilmelidir. Bu yolda tam bir gayret gösterilmelidir. Ta ki, üzerinde hiç kimsenin hakkı kalmaya. Çünkü bu dünyada hak ödemek kolaydır, yumuşaklıkla, tatlı dille helallik dilemek mümkündür; ama âhirette iş zordur. Orada çare bulmak mümkün değildir.

Nefsin sevdasına kapılma

Ey oğul! Nefis, makam ve baş olmak sevdası üzerine yaratılmıştır. Bütün gayreti, akranı üzerine üstün gelmektir. Bütün arzusu yaratılmışların hepsi kendisine muhtaç, emrine ve nehyine boyun eğmiş olmaktır. Kendisinin hiçbir şeye muhtaç olmasını istemediği gibi, hiç kimsenin hükmü altına da girmek istemez. Bütün bunlar ondan gelen uluhiyet davasıdır. Benzeri olmayan Yüce Yaratıcı ile ortaklık davasına girer. Mutlu olmaktan yana pek uzaktır. Hatta ortaklığa bile razı olmaz. Yalnız kendisinin hâkim olmasını ister, başkasını istemez. Herşeyi hükmü altında görmek ister. Bir kudsî hadiste şöyle buyurulur: "Nefsine düşman ol, çünkü o Bana düşmanlığa saplandı." Makam, reislik, yükselmek, büyüklenme hususunda nefsin isteklerini vermek suretiyle nefsi terbiyeye kalkışmak ona yardım olur ki, hakikatte Yüce Allah'a düşmanlıktır. Onu takviye etmek dahi bu mânâyadır. Bu işin çirkinliği ciddi bir şekilde idrak edilmelidir. Bir kudsî hadiste'Allah Teâlâ şöyle buyuru: "Kibriya ridamdır, azamet izarımdır. Bir kimse bunlardan birisi ile benimle nizaya tutuşmak isterse, onu ateşime atarım, haline hiç bakmam." Peygamberlerin gönderilmesinin hikmeti, nefs-i emmareyi âciz bırakıp onun yapısını tahrip etmektir. Dinî emirler nefsi arzuları kaldırmak için gelmiştir. Ne kadar dinî emir işlenirse, o kadar nefsanî arzu zail olur. Dinî hükümlerin birini yerine getirmek nefsanî arzuların izalesi için bin senelik riyazetten ve bu uğurda mücahededen daha faziletlidir. Bu riyazet ve mücahede şeriat gereğince olmayınca nefsin arzusunu takviye ve teyit eder. Brahmanlar ve Hindular riyazet ve mücahedede hiçbir kusur işlemezler, fakat şeriat dairesinde yapmadıkları için kendilerine hiçbir faydası olmaz. Meselâ bir kimse dinin emrettiği zekât niyetiyle bir dinar verse, nefisten gelen bir arzu ile nefsin tahribi yolunda bin dinar harcamasından daha faydalıdır. Ramazan Bayramında şeriatın emrine uymak maksadıyla oruç tutmayıp yemek, bir kimsenin kendiliğinden tuttuğu bin senelik oruçtan hayırlıdır. Sabah namazının iki rekât farzını cemaatle kılmak sabah namazını cemaatle kılmayı bırakıp geceyi sabaha kadar ibadetle geçirmekten çok faziletlidir. Hâsılı; nefsin, başkanlık, üstünlük, yükseklik taslamak hususundaki boş kuruntulann pisliklerinden kurtulmadıkça kurtuluş mümkün değildir. Ondanki bu hastalığın izalesi zaruridir. Tâ ki, ebedi ölümle yüz yüze gelmeye...  "